18 Ağustos 2011 Perşembe

Küçük Hollywood Maskotu, İkoncan Suri!



Hollywood’un gözde çiftlerinden Katie Holmes-Tom Cruise çiftinin kızları Suri kıyafetleri ile bir çocuktan ziyade adeta küçük bir kadın imajı çiziyor. Holmes kızı Suri’nin kıyafetlerini kimseye ihtiyaç duymaksızın kendisinin seçtiğini ve söz geçiremediklerinden yakınıyormuş. Ne tuhaf değil mi? Sonuç itibariyle o çocuğa o kıyafetleri alan sensin. Küçük yaşta bir kızın böyle “kadın gibi” giyinmesi ve o topuklu ayakkabılar üzerinde yürümeye çalışması trajikomik bi durum.

Bazı uzmanlar çocuğun bu yaşlarda kıyafetlerini kendinin seçmesinin kişiliğine olumlu etki edeceği görüşündeler. Bu fikre katılıyorum. Lakin, burada ailenin minik kızlarından bir “minik Hollywood ikoncanı” yaratma durumu var. O sebeple Suri’nin kendi kararları ile o kıyafetleri seçtiğini açıkçası düşünmüyorum. Resmen gündemde kalmak için çocuklarını medya’ya meze ediyor, bundan da bi nebze olsun pişmanlık duymuyorlar. 

Bu çocuğun çok değil 15-16 yaşlarına geldiğinde nasıl sorunlu bir çocuk olacağını tahmin etmek açıkçası çokta zor değil. Benim düşüncem bir on sene kadar sonra Suri’nin skandallarla Paris Hilton’un tahtına aday olacağı yönünde...


En az bunun kadar vahim olan bir durum daha var ki; o da insanların Suri’nin şu haline bakıp “benim kızımda böyle olsa keşke” diyerek ne kadar şirin, tatlı ve güzel olduğunu söyleyip (–ki bence en az Holmes-Cruise çifti kadar hasta beyinli insanlar bunlar(!) bu duruma alkış tutarak, aynı zihin yapısına sahip olduklarını göstermeleri. Yineliyorum bu şirinlikten ziyade genç bir kadının minyatürize edilmiş hali. Ayrıca güzellikten ziyade korkutucu, endişe yaratıcı bir durum var ortada! Çocuk, çocuk gibi giyinmeli. Öyle davranmalı. Yoksa ileride hayatında çok büyük sıkıntılar yaşar. Bu örneği sadece Hollywood’la sınırlandırmamak gerek aslında zira insanlar 10-12 yaşlarındaki kızlarına röfle, gölge yaptırıyor. Yetişkin gibi makyaj yapmasına izin veriyor. Kendimi hatırlıyorum da; ilk makyajımı 19 yaşında yapmıştım. Suratıma sürdüğüm ilk allıksa geçen yıl bir arkadaşımın ısrarı üzerine kendisinin yüzüme uygulamasıyla olmuştu...

Unutmayın. Çocuklar anne babalarının aynasıdırlar ve kendilerine öncelikle bizleri örnek alırlar. Çocuklarımızın kişiliklerinin yeni yeni şekillenmeye başladığı bu dönemde ruhen ve bedenen sağlam bir nesil istiyorsak; neyin ne zaman doğru, ne zaman yanlış olduğunu onlara bizzat göstermeli. Yardımcı olmalıyız.


İnsanları Kendinize Güldürmeyin!


Şimdi yazacağım yazı öncesinde küçük bir hatırlatma ve açıklama yapma gereği hissediyorum. Elbette isteyen istediği gibi giyinir. Nitekim yaşadığımız toplumda zevkler ve tercihler noktasında birbirimize saygı duymayı da öğrenmemiz gerekiyor. Lakin benim az sonra anlatacağım şey kendini “stil zengini, moda ikonu, moda otoritesi, moda ilahi(!)” vb. olarak lanse ederek yapılabilecek en büyük hatayı bir kere bu  “tanımlama/unvan”ları kullanarak kendilerine mal edenlere olacak.


Kişi kendi vücudu tanımalı, sevmeli, kusurları varsa bunları perdeleyerek kendine yakışanı bulmalı, kişiliğini kıyafetlerine yansıtmalıdır. Bu noktada sanıyorum çoğumuz aynı fikirdeyiz. Sorunsa şu; yukarıda bahsettiğim tanımlamalarla kendini “moda ilahı” (!) olarak tabir eden çevremizde ve medyada gördüğümüz kişilerin yaptıkları hatalar…


Durumu birkaç örnekle açıklayacak olursak boyu bir metre 50 santim olan birinin modadan bu kadar iyi anlayıp takip ettiğini, stil sahibi olduğunu bas bas bağırırken gidip (boy bir metre 50 santim olunca varın bacak boyunu siz tahmin edin artık) o dizüstü çizmeyi, yerleri süpüren uzun tuvaleti, blazer ceketi ve neredeyse on, on iki santim olan o yüksek ökçeli pabuçları, o göbek ve basenlerine daracık kotları ve suratlarındaki o aşırı makyajla bele kadar inen o uzun ve genelinde platin sarısı saçları da dahil olmak üzere adeta annesinin kıyafetlerini giyip makyaj malzemelerini çalarak gizlice suratına Allah ne verdiyse sürüp sürüştürüp “Çok güzel oldum. En güzel benimmmm” diyen 5 yaşındaki mutlu kız çocukları gibi gezinmesini anlamıyor, anlayamıyorum ben. Şu anlattıklarım moda konusunda bu kadar iddialı olan biri için yapılabilecek en ölümcül hatalardan bi kaçı olsa gerek!


Ya da tersi bir örnekle boyu uzun olmasına rağmen gidip bir on-on beş santim topuklu giyerek sokaktaki elektrik direklerine benzeyen, yine uzun boyuna rağmen göbek/beli kalın olan birinin kalkıpta tüm dikkatleri o bölgeye çekmesi (olumsuz anlamda dikkat çekmesi), ya da bacak boyunun uzunluğuna güvenip hiper mini! denilebilecek kısalıkta bir etekle çekiştire çekiştire yürüyerek güzellikten ziyade “Ne yapıyor acaba?” diyen bakışları üzerine çekerek yürümesi, güçsüz zayıf saçlarında bir santim dahi kıvrım olmamasına rağmen sırf mankenlere özenip pırasa misali uzatanlar moda konusunda bu kadar iddialı olan ve yukarıda sözünü ettiğim sıfatları/ünvanları kendine mal edenler için yapılabilecek en büyük hatalar aslında. Ve en yakınları dahi çıkıp eğriye eğri doğruya doğru diyerek gerçeği söylemediklerinden ya da söyleseniz de bunu kabul etmediklerinden (bu da ayrı bi konu tabii) kötü bir niyetiniz olmasa dahi hemen “kıskanç “kişi olarak addedilebiliyorsunuz.

Bu kişiler bunları iddiasız olarak yapsalar kimsenin umurunda olmayacak, göze bu kadar batmayacak, yaptıkları hataları telafi edebilecek ve de alay konusu olmayacaklar belki. Lakin “moda ilahi, moda otoritesi, stil zengini” gibi sıfat/unvan/tanımlamalarla modadan çok iyi anladıklarını, söyleyip göz önünde olan kişiler mağaza vitrinleri ve medya’dan gördüklerini kopyala yapıştır mantığıyla kendilerine uygulayanlar açıkçası insanları arkalarından kendilerine güldürmekten başka bir şey yapmıyor, yapamıyor ne yazık ki… Böyle insanların artık delilik mi denir, özgüven mi, yoksa umursamazlık mı? Bu tutumlarına hayran kalmamaksa elde değil!..


Bir şeyi söylüyorsanız (stil zenginiyim, moda’dan çok iyi anlarım takip ederim diyenler) insanları sonuna kadar acımasızca eleştirip türlü kulp takıyor ama sıra size gelince yaptığınız “hata”ları kabul etmiyor, kendinize hiç toz kondurmuyorsanız o halde o söylediğiniz lafın ardında durun ve gereklerini de yerine getirin. Yoksa kim ne giymiş, neyi nasıl takmış bunlar önemli değil. Herkes bi şekilde bir şeyler giyiyor ve sokağa çıkıyor. Özetle bi şeyden çok iyi anladığınızı söyledikten sonra insanları olmayacak “hata”lar yaparak, kendinize güldürmeyin… 



Oje(siz)




Şahsen makyaj yapmaktan pek haz etmeyip iş ojeye geldiğinde yılda en fazla 5-6 gün tırnakları hava alsın diye ojesiz gezerek filhakika ojesiz yapamayanlardanım. Bilemiyorum lakin eller kadında da erkekte de benim için çok önemli. Sanki her daim güzel ve bakımlı görünmeleri gerekiyormuş gibi hissediyorum. Ojeden haz etmeyenlere  de en azından bir cila sürün diyorum.

Bakımlı, ışıl ışıl parlayan, sağlıklı tırnaklar hem kadınlar hem de erkekler için göze hoş gelecek bir ayrıntı. Hem hangi erkek temiz, bakımlı elleri, ojeli sağlıklı tırnakları olan bir hatun görmek istemez ki karşısında. Geçenlerde bir sosyal paylaşım platformunda bir ileti okudum. “Bir kadının her tırnağını rengarenk ojeyle boyaması renkli bir kişiliği olduğunu değil, yalnız olduğunu yansıtır” diyordu iletide. Düşününce bi bakıma doğru buldum evet. Zira geçmişte eğlencesine yapma haricinde yalnızlık çektiğim dönemlerde hem kendimde hem de arkadaşlarımda gerek beş renk olan saçlarımla, gerekse rengarenk boyalı tırnaklarımla bu örneği yaşamıştım.

İnsanlar kendilerini tercihleri, zevkleri ve düşünceleriyle ifade ediyorlar. Renkler de bu ifade yollarından sadece biri. Yukarıdaki söz tamamen olmasa da kısmen doğru yani. Aynı şey giydiğiniz kıyafetlerin renkleri içinde geçerli olabilir tabi. Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi “papağan patlamış” edasında rengarenk gezmekte belki de özünde yalnızlığımızı bi başınalığımızı kamufle etmenin bir yolu kendimizce. Kimbilir?..

Oje konusuna geri dönecek olursak kokusu haricinde ayrıca can sıkıcı olduğunu düşündüğüm bir nokta var ki o da yarısı çıkmış ojelerle ortalıkta arz-ı endam eyleyen hem cinslerim. İnsan ne yaparsa önce kendi için yapar, yapmalı yani. Tırnaklarınıza baktığınızda hiç mi çirkin gelmiyor, gözünüzü tırmalamıyor o yarısı çıkmış ojeli elleriniz çok merak eyliyorum doğrusu. Giyiminiz, makyajınıza gösterdiğiniz özenin (çevremdeki görüntü kirliliğini görünce makyaj babında da filhakika bilahare bir yazı yazmam gerektiği kanaatine vardım bir sonraki yazı bunun hakkında olacak) onda birini şu yarısı çıkmış ojeli tırnaklarınıza gösterseniz sanıyorum çok daha güzel ve tertipli bi imaj çizeceksiniz insanların gözünde. Şahsen bu şekilde bir hem cinsimi gördüğümde gözümde pasaklı, işi gücü sadece haldır haldır gezip 2 dakikasını ayırıp şunları doğru düzgün sürmeye ehemmiyet vermeyen, negatif bi kişilik geliyor aklıma…

Her zaman dediğim gibi bir şeyi ya tam anlamıyla yapın ya da hiç yapmaya yeltenmeyin ortası olmasın. Önce kendinize olan saygınızdan ötürü (bi parça varsa tabii) kendinize çekidüzen verin. Önceliğiniz başkalarının düşünceleri olmasın. Her şeyinizle kendinize özel olduğunuzu hissettirin ve kıyafetlerinizden makyajınıza kendinizi iyi hissetmek adına yapın tüm yapacaklarınızı. Ortalıklarda da yarım ojeli, saçı başı darmaduman pasaklı pasaklı arz-ı endam eylemeyin böyle. Haydi şimdi şu yarım ojelerinizi silip doğru düzgün sürmeye…)))))



20 Temmuz 2011 Çarşamba

bu bir devam yazısıdır.. spikerlik, sunuculuk üzerine


Efenim daha evvel  14 haziran 2011 tarihli http://turuncudeniz.blogspot.com/search?updated-max=2011-06-20T12%3A04%3A00-07%3A00&max-results=30 linkindeki  “Ah bu insanların güzellik algısı ve meşhur olma sevdası” başlıklı yazımda bahsedecektim bu durumdan lakin konu dallanıp budaklanmasın diye yazmamıştım. Bugün geçmiş yazılara bakınca konuyu noktalamak adına yazmak gereksinimi hissettim bu akşam. Geçmiş yazıya istinaden ayrıca bir durumdan daha bahsetmek istiyorum ki o da tv’ler de boy gösteren “sunucu, spiker”lere ve adaylarına ithafen olacak. Şöyle ki; 

İnsanlar “meşhur olma sevdası”nda çevrelerinin balon özgüven patlaması ve gazıyla oyunculuk haricinde bir de hurraaaa spikerlik, sunuculuk kurslarına gitmeye başladı. Bunun için adamı olanlar hiçbir şey yapmadan hooooop bir yerlerde başladı, adamı olmayıp maddi imkanı olanlarsa (bu eğitim kurumlarının da kalitesi tartışılmakla birlikte) bir sürü kursa gidip dersler aldı, sertifika sahibi oldu ardından sektöre atıldı. Hiçbir imkanı olmayanlarda direkt mutfakta yetişmeye başladı. Şimdi sorunda zaten burada başladı.  

Şahsen hem kendim (geçmişte sunuculuk, spikerlik yapmış biri olarak) hem de çalıştığım tv’lerde ki spikerleri hatırlayınca açıkçası ben, biz çok ödün veriyorduk uykumuzdan, sosyal hayatımızdan, kendimizden! Hep diyorum; okul, belge bunlar katî ölçütler değil. Lakin haber merkezinin tozunu yutmamış, o koşturmaca da helak olmamış, hayatında bir kere bile haber metni yazmamış, kurgu programı bilmeyen, gazete ya da tv’de habercilik babında hiçbir şey yapmamış, gündeme vakıf  olmayan insanların da açıkçası birden bire ekran önüne çıkıp sırf “fiziki güzellik”lerinden ya da baba torpillerinden ötürü spiker ya da sunucu olmasına da bi anlam vermek mümkün değil. Daha evvelki yazımda da belirttiğim üzere olanlar benim tabirimle tamamen “vitrin mantığı” başkada bir şey değil. 

Ayrıca bir de bahsetmeden edemeyeceğim şöyle bir durum var. Ben bu sektöre yeni atıldığımda oradaki ağabeylerimiz yeni gelenlere hep “Okulda bildiğiniz her şeyi unutun. Burası gerçek dünya”  diyordu. O zamanlar tuhaf geliyordu bu cümleler. Ama doğruydu. Bende çalıştığım yerlerde yanımda yetiştirdiğim bir sürü stajyere ve iletişim fakültesinden okuyan arkadaşıma zaman içerisinde aynı şeyleri söyledim durdum. Zira okuldan öyle bir özgüvenle “biz her şeyi biliriz, mükemmeliz” edasıyla geliyorlardı ki bu cahil cesareti ve balon özgüvene şaşmamak elde değildi! Ama bilmiyorlardı işte. İşler teorik bilgide olduğu gibi değildi. Pratikte işler çok daha farklı yürüyordu. Zaman içerisinde öğrendiler. Bıkanlar da oldu, hırslanıp devam edenlerde…

Şahsi kanaatim sunucuların söz konusu programın işleyişini bilen konuya vakıf insanlardan, spikerlerinse editör ve muhabirlikten gelen habercilerden olması yönünde –ki bununda çok güzel örnekleri tv’lerimiz de mevcut. (Bknz: Tayfun Talipoğlu, Coşkun Aral, Nermin Tuğuşlu, Banu Güven, Nazlı Öztarhan, Serdar Cebe … uzar gider liste) bu insanların her biri habercilikten, muhabirlikten spikerliğe, sunuculuğa gelmiş isimler -ki doğrusu da bu zaten. 

Spikerler Derneği de sanıyorum ben gibi düşünüyor olacak ki her önüne gelen bu işi yapamasın diye artık oluşturacakları kurul tarafından verilecek “Yeterlilik Belgesi”nin medya kuruluşları tarafından aranır bir belge olması için bir çalışma başlatmışlar. Sadece bu da yeterli değil tabii. Dediğim gibi özellikle spiker olacak kişinin habercilikten gelmesi o alanda pişmiş olması, ülke ve dünya gündemini yakında takip ediyor olması, hazır cevap ve kıvrak bir zekaya sahip olması gerekiyor. Sadece bunlarda değilll. Alıntı yaparak 50 madde halinde haiz olunması gereken özellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

1) Spikerlik – Sunuculuk mesleği akıllı olmayı gerektirir.
2) Spikerlik – Sunuculuk mesleği zeki olmayı gerektirir.
3) Spikerlik – Sunuculuk mesleği yetenekli olmayı gerektirir.
4) Spikerlik – Sunuculuk mesleği kişilikli, güzel bir sese sahip olmayı gerektirir.
5) Spikerlik – Sunuculuk mesleği mantıklı olmayı gerektirir.
6) Spikerlik – Sunuculuk mesleği istikrarlı olmayı gerektirir.
7) Spikerlik – Sunuculuk mesleği dilbilgisi kurallarını bilmeyi ve uygulamayı gerektirir.
8) Spikerlik – Sunuculuk mesleği edebi sanatları bilmeyi gerektirir.
9) Spikerlik – Sunuculuk mesleği kelime haznesi zengin olmayı gerektirir.
10) Spikerlik – Sunuculuk mesleği Standart (İstanbul ağzı) ağızla konuşma kurallarını uygulamayı gerektirir
11) Spikerlik – Sunuculuk mesleği artikülâsyonu ve diksiyonu iyi olmayı gerektirir.
12) Spikerlik – Sunuculuk mesleği cümleleri doğru tonlamayı, vurguları yerinde yapmayı, konuşmanın veya metnin içeriğine uygun olarak ses tonunu ayarlayabilmeyi gerektirir.
13) Spikerlik – Sunuculuk mesleği doğaçlama konuşabilmeyi gerektirir.
14) Spikerlik – Sunuculuk mesleği çok yönlü genel kültüre sahip olmayı gerektirir.
15) Spikerlik – Sunuculuk mesleği kendini daima yenilemeyi gerektirir.
16) Spikerlik – Sunuculuk mesleği davranışlarında ve giyiminde özenli ve uyumlu olmayı gerektirir.
17) Spikerlik – Sunuculuk mesleği dinlemeyi bilmeyi, dinlediklerini özümleyebilmeyi gerektirir.
18) Spikerlik – Sunuculuk mesleği etkili yazma becerisine sahip olmayı gerektirir.
19) Spikerlik – Sunuculuk mesleği eleştirel okuma becerisine sahip olmayı, okuduklarını anlayıp özümleyebilmeyi gerektirir.
20) Spikerlik – Sunuculuk mesleği analiz ve sentez yeteneği gelişmiş olmayı gerektirir.
21) Spikerlik – Sunuculuk mesleği kişi ve toplum psikolojisini bilmeyi ve yorumlayabilmeyi gerektirir.
22) Spikerlik – Sunuculuk mesleği hitap ettiği kişilerin ilgi, arzu, heyecan ve eğilimlerini kavrayabilmeyi ve yorumlayabilmeyi gerektirir.
23) Spikerlik – Sunuculuk mesleği kendine güvenen kişilik yapısına sahip olmayı gerektirir.
24) Spikerlik – Sunuculuk mesleği güleryüzlü, sempatik ve sevecen olmayı gerektirir.
25) Spikerlik – Sunuculuk mesleği saygılı, hoşgörülü olmayı gerektirir.
26) Spikerlik – Sunuculuk mesleği karşısındakileri rahatlatabilen, güven veren yapıya sahip olmayı gerektirir.
27) Spikerlik – Sunuculuk mesleği kişilik sahibi olmayı gerektirir.
28) Spikerlik – Sunuculuk mesleği beş duyusu gelişmiş, dikkatli ve gözlemci olmayı gerektirir.
29) Spikerlik – Sunuculuk mesleği görgü kurallarını bilmeyi ve uygulamayı gerektirir.
30) Spikerlik – Sunuculuk mesleği araştırmacı olmayı gerektirir.
31) Spikerlik – Sunuculuk mesleği çalışkan olmayı gerektirir.
32) Spikerlik – Sunuculuk mesleği sağlığına ve beslenmesine özen göstermeyi gerektirir.
33) Spikerlik – Sunuculuk mesleği dinamik olmayı gerektirir.
34) Spikerlik – Sunuculuk mesleği espri gücü kuvvetli olmayı gerektirir.
35) Spikerlik – Sunuculuk mesleği duygularını kontrol altında tutabilme becerisine sahip olmayı gerektirir.
36) Spikerlik – Sunuculuk mesleği zamanın değerini bilmeyi ve zamanını en iyi şekilde kullanabilmeyi gerektirir.
37) Spikerlik – Sunuculuk mesleği sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılmayı gerektirir.
38) Spikerlik – Sunuculuk mesleği sosyal olmayı gerektirir.
39) Spikerlik – Sunuculuk mesleği entelektüel olmayı gerektirir.

40) Spikerlik – Sunuculuk mesleği estetik duygusu gelişmiş olmayı gerektirir.
41) Spikerlik – Sunuculuk mesleği planlama ve programlama becerisine sahip olmayı gerektirir.
42) Spikerlik – Sunuculuk mesleği objektif (tarafsız) olmayı gerektirir.
43) Spikerlik – Sunuculuk mesleği hazır cevap olmayı gerektirir.
44) Spikerlik – Sunuculuk mesleği jest ve mimiklerini yerinde ve dozunda kullanmayı gerektirir.
45) Spikerlik – Sunuculuk mesleği yapıcı bir ruha sahip olmayı gerektirir.
46) Spikerlik – Sunuculuk mesleği tedbirli, temkinli, ihtiyatlı olmayı gerektirir.
47) Spikerlik – Sunuculuk mesleği bellek gücü kuvvetli olmayı gerektirir.
48) Spikerlik – Sunuculuk mesleği refleksleri kuvvetli olmayı gerektirir.
49) Spikerlik – Sunuculuk mesleği gerekli teknik bilgilere sahip olmayı gerektirir.
50) Spikerlik – Sunuculuk mesleği başkalarını temsil etme yeteneğine sahip olmayı gerektirir.

Yani efendim neymişşşşş her önüne gelen,  güzellik yarışmasında dereceye giren, oyunculuktan gelen, sektörde baba adamları olan spiker, sunucu olamıyormuşşşş olmamalıymışşşşşş. 

Yineliyorummmm bu sektörde tanıdığım bir sürü İletişim Fakültesi mezunu ve sektörde yetişmiş alaylı insan var. Bunların bazıları hakikaten iki kelimeyi bir araya getirmekten yoksun, iletişim sorunu olan insanlar. Bazıları da çatır çatır hakkını vererek bu işi yapan insanlar. Bu iş çokta fazla okul bitirme, kurstan belge alma meselesi değil.  Bu iş tamamen zeka, algı düzeyi, yetenek ve azim meselesi.  

Siz kabiliyetinizin yanına teknik bilgiyi de ekler; azimle, yılmadan kendinizi sürekli geliştirirseniz (mesleğe genel olarak bakacak olursak basınımızın bağımsız olduğunu söylemek bu noktada çok zor çalışabileceğiniz yerler aşağı yukarı belli lakin) sektörde aranan biri olursunuz. Ha! Yoksa ne olur? Yine bi yerlerde spiker, sunucu olursunuz bu işi yaparsınız amaaaa tutunamazsınız.  Araya birilerini sokmanız, hatır rica işleri ve benim sektörde çokça duyduğum, tanık olduğum ve midemi bulandıran 2Y KURAMI olarak tabir ettiğim (ya yalakalık yaparsınız ya da orada kalmak adına kimlerle yatmanız gerekiyorsa sırasıyla yatarsınız) bu durum da bir yere kadar sizi idare eder. Patronlarınız gelen tepkilere bi saatten sonra kulak tıkayamaz hale gelir ve hatun/er kişi spiker, sunucunun işinize son verir. Sonra bir bakmışsınız silinip gitmişsiniz. 

O sebeple spiker, sunucu olmak isteyen hatun/er kişiler bu işte öncelikle yukarıda saymış olduğum niteliklere uyup uymuyorlar mı bir değerlendirme yapmalılar. Ardından da imkanlar dahilinde bu işi mutfağında öğrenmek için tv ve gazetelere başvurmalılar. Bu yolda ilerlemek isteyen herkes umarım çıktığı yolun kolay bir yol olmadığının bilincinde özveri ve azim ile çalışır, emeğinin karşılığını madden -manen alır, alabilir. Esen kalın efenim. Sevgilerimle… : )))