14 Haziran 2011 Salı

ah bu insanların güzellik algısı ve meşhur olma sevdası!


Bu defa epey farklı bi konuyla karşınızdayım efenim.. hemen hemen her konuda yazabiliyorum –ki bu noktada da yazdıranlar utansın diyorum! ))) Bu defa bahsedeceğim konu “güzellik algısı” ve insanların “meşhur olma sevdası” üzerine olacak.

Konuyu çok dağıtmayıp, dallandırıp budaklandırmadan ve tabii sizleri de sıkmayacak bir yazı olması temennisiyle ele almaya başlıyorum. )))

Efendim öncelikle şu "güzellik" kavramına biraz değinmek istiyorum. Şimdi durum öyle bi hal aldı ki artık önüne geçilemiyor bu “takıntı”lı “hastalık”lı durumun. her yerde zayıfsanız, 36 bedenseniz, renkli gözlüyseniz, uzun boyluysanız vb güzel olarak nitelendirileceğinize dair bi algı poh pohlanıyor her yerde! İyi de kime göre kardeşim!? Neye göre!? Kim bu sınıflandırmayı yapanlar!?

Bugün en basitinden tv’leri örnek verecek olursak. Tv’ler de bunun aksi istisnai durum öyle az ki.. Nerdeyse tüm kanalların spikerlerinden tutunda muhabirlerine sunucularına kadar hepsi program/haber içeriğinden daha fazla fiziki özellikleriyle göze çarpıyorlar. Elbette hoş olmaları bir artı ekran önünde lakin tek ve baskın ölçüt bu olmamalı. Geçmişte sunuculuk, spikerlik ve muhabirlik yapmış biri olarak cidden özellikle son 3-4 yıldır tv’lerde gördüğüm bu manzara ve kanal patronlarının “vitrin” mantalitesi olarak tabir ettiğim anlayışı karşısında cidden çok sinirleniyor, isyan ediyorum. Tamam “hatun” denildiğinde insanın aklına (fiziken) hoş, güzel kokulu, işveli bi canlı geliyo (sizi bilemem ama benim aklıma gelen bu:D) Genelinde kısa/orta boylu, esmer, kahverengi gözlü, armut vücut tipine haiz hatunların yaşadığı bir ülkede ekran önüne kalkıp “güzellik yarışması”ndaki derecesi göz önünde bulundurularak (-ki bence kendisi abartıldığı kadar güzel de değildir) “burcu esmersoy” http://tr.wikipedia.org/wiki/Burcu_Esmersoy ve türevi hatunlar koyarak insanların güzellik algısını değiştirmek ve bir beyin yıkama ile kendi güzellik kavramlarını yedirmeye çalışıyorlar…

Sadece burcu esmersoy olsa yine iyi. Çok komik bir örnek vericem. Bihter karakteri (beren saat kendiside bir yarışma ile oyunculuğa adım attı) http://tr.wikipedia.org/wiki/Beren_Saat hayatımıza girdikten sonra hatunların birçoğu onun kolyelerinden aldılar, saçlarını onunki sarmaya başladılar, kıyafetlerinin çakmalarını semt pazarlarında aldılar ettiler. Bi de kaşlarını salıp uzatmaya başlayanlar vardı ki aman yaaaarabbbiii!!! Kalın kaş kalın kaş olalı en fazla bu dönemde (–ki hala etkileri sürüyor beren saat’in yeni dizisinden ötürü) popüler oldu ve altın çağını yaşadı. :D Sokakta yürürken bi baktık hepimizde etrafımızda erkeğimsi kaşlarla gezen hatunlar var! :S -ki bence çoğu da recep ivedik’e benziyordu keh keh keh XDDD Kalın kaş normalde hoştur, doğaldır, candır! Lakin yakışacak hatun vaaaar yakışmayacak hatun var. Bi insan niye sırf popüler diye, beren saat’e yakışıyo diye kalın kaş bırakır ki?:S Korkum yakında ali kaptan (erkan petekkaya)’a özenip burma pala bıyık bırakabilme ihtimalleri! :DDD

Neyse ne diyorduk? Heh! Güzellik algısı… Şimdi meselenin çok derinine inipte sayfalarca yazmak istemiyorum lakin. Medyamızın, sinemamızın, basınımızın, görselliğin olduğu her alanda diyelim biz buna özet olarak “kabul gören” in yukarıda anlattığım tiplermiş gibi gösterip aslında gişe/reklam geliri kaygısı ile hareket etmesi, ama fındık beyinli izleyici/okur kitlesinin olması gerekenin bu olduğunu zannedip, buna inanıp bu sebeple o medya’da/filmlerde gördüğü tiplere özenip onlar gibi olmaya kastırıp, dışarıdan çok şaaa şaaalı gördüğü bu dünyanın içine girme isteği ile kendini acınası, komik hallere sokması gerçekten çok vahim bi durum.:SSS

Bi sanatçıyı ya da “ünlü”yü (bu kavramada ayrı bi uyuz oluyorum bilahare bu konuda da yazıcam)kendine örnek alabilir. Lakin örnek almakla tıpatıp taklit etmek arasında dağlar kadar fark var. Ayrıca bir konu daha var ki o da son zamanlarda şu son 5-6 yıldır diyebiliriz buna. İnsanların çevrelerindekilerin gazıyla patlayan o “balon” özgüvenleri. Ekranda bir beren saat’i bir Hazal kaya’yı vb gören hatun kızımız ya da bir “deli yürek” (Kenan imirzalioğlu hiç haz etmem bu arada kendisinden)i , kıvaç tatlıtuğ’u gören delikanlımız birden bu oyuncuların deli paralar da aldıklarını duyunca “ben bundan daha iyi rol yaparım yaaa şuna bak hem ben daha güzel/yakışıklıyım” diyerek ve de çevrelerinin “balon” özgüven pohpohlamasıyla ajanslara koşturuyor. “Kısa ve zahmetsiz” olduğunu düşündükleri bu yoldan deli paralar kazanma ve “meşhur olma” hevesiyle yanıp tutuşuyorlar.

O “ünlüler” i sempatiden farklı olarak hastalık derecesinde takibe alıp, nerde ne yapmış diye takip ediyor, imkanları dahilinde “kopyala yapıştır” mantığıyla kendilerine uyguluyorlar. Sanıyorlar ki bu insanlar rolleri gelince sete gidip ağlancaksa ağlayıp sevişme sahnesi varsa sevişip evlerine hayatlarına dönüyor, deli paralar kazanıyorlar. Set ortamında bizzat çalışmış biri olarak diyorum ki setlerde bi dünya insan çalışıyor. Bir örnek verecek olursak sevişme/tecavüz/dram/sevinç/korku vs bir sahne çekileceği zaman minimum 14-15 kişi (-ki bu minimum yani) nin gözleri üzerinizdeyken gerçekçi bi şekilde o duyguyu vermek zorundasınız. Bu sebeple de çekimlerde kaç defa tekrar alınıyor ve çekimler bazen 24 saat bile sürebiliyor. Böyle bir ortamda en başta motivasyon ve konsantrasyonunuzun çok yüksek olması gerekiyor. Bunlara ağzı açık ayran budalası gibi bakıp özenen hanım kızlarımız/delikanlılarımızsa bunları bilmediklerinden, ha bi de çevrelerindeki şak şakçıların etkisiyle özgüven patlaması yaşadıklarından sanıyorlar ki piyasaya bi girseler altını üstüne getirirler, herkes onların peşinde koşar, vazgeçilmez olurlar çünkü o kadar güzeller/yakışıklılar o kadar yetenekli ve "herkesten farklı" güzel rol keserler kiiiii!.. of !of! of! yani ))))

Daha da anlaşılabilir bir örnekle anlatacak olursak durumu 10 kişilik bi çikolatalı pasta düşünün. Görenlerin ağzını sulandırıyor çok lezzetli bi pasta bu. Ama o pasta 10 kişilikken bi dilim, dilimi geçtim bi çatal almak isteyen kişi sayısı milyonlarla ifade edilebilecek kadar çok. Ve pastadan dilim almak uğruna birbirine bu yolda çelme takanlar, ayak kaydıranlar, pastadan tatmak için yolunu aşçının mutfağından (yetkili kişinin yatağı oluyor bu) geçirenler, karalamalar… vuhuuuuuu uzar gider bu liste işte aynen böyle kanlı, çetin savaşlar meydana geliyor. Hiçbir iş kolunda ve sektörde göremeyeceğiniz kadar çok samimiyetsiz ve kuyu kazan insanı birden karşınızda buluveriyorsunuz bir anda… Ha sonra ne oluyor? Bağlantılarını iyi kullanıp bu alanda baba eğitim alanlar ile torpilli olanlar devam ediyor, diğerleriyse tıpkı 80’lerdeki köyden meşhur olmak için sinema artiZi olmak adına köyden kaçanların halinde olduğu gibi yitip gidiyor, kimse adlarını sanlarını hatırlamıyor bir daha da…

Unutmayalım “hiççççç kimse ama hiçççç kimse vazgeçilmez değildir!” Ne iş hayatında, ne de özel hayatta. Güzellikse hiçbir zaman tek başına yeterli bir ölçüt değildir. Ayrıca kime ve neye göre “güzel”den bahsediyoruz? Kıstasımız nedir? Şahsen sibel can ve ışın karaca tipinde balıketli hatunlarında hoş olduğunu düşünen biriyim. Ya da Sertab Erener’i örneğine bakacak olursak çoğu kişi güzel bulmaz kendisini ama ben hatunun özellikle yüz güzelliğine hayranımdır. Ya da ecnebilerden örnek verecek olursak shakira ve kylie minoque gibi 155’lik hatunlara bakalım bence ikiside çok güzel hatunlar. Ne olacak şimdi bu insanlar sırf boyları kısa, kilolular ya da gözleri renkli değil vs diye “çirkin” olarak mı adledilecekler!? Uzun boylu, renkli gözlü, zayıf olmak belki bi avantaj belki de değil. Gerek duyulursa ilerleyen yaşlarda tabii ki kişi estetik yaptırabilir ya da lens takabilir vs bunlar kişisel tercihler. Kimse karışamaz. Ama aslolan insanın kendi vücudunu tanıması, sevmesi ve kabullenmesidir…

Gerçekten sizde bu yeteneğin ekran karşısına çıkmak, oyuncu olmak, model olmak vb… olduğuna inanıyorsanız bu işin eğitimini alın (bu noktada eğitim veren kurslar ve özel okul benzeri kurumların kalitesi tartışılır lakin) ya da “alaylı” diye tabir ettiğimiz gruba dahil olun ve işi yerinde, ustalarından öğrenmeye bakın. Ama ayaklarınız yere sağlam bassın her daim. Gelen teklifleri de çok iyi ölçüp tartarak değerlendirin. Bu yetenek sizde varsa devamı gelir zaten. Yoksa anında postayı yersiniz.

İnsanın kendine güvenmesi güzel bi şey tabii. Kendini hoş bulması ve sevmesi de. Lakin bunları kendimizi vazgeçilmez, mükemmel ve rakipsiz olarak görüp, narsist olmaksızın ve de yüksekten uçmadan yaşarsak sanıyorum sonuçları çok daha iyi olacak. )))

Şimdilik benden bu kadar. Yazı biter, turuncu deniz gider… ;)))

Dip not: Merak eyleyenler için söylüyorum. 168’lik hoş bi hatunum. Yukarıda ifade etmiş olduğum özelliklerdeki kişilere olan karşıtlığım bende eksikliğini hissettiğim bi durumdan mütevelli değil yani. Herkesin birbirine gazı kökleyip verdiği bir ortamda birinin gereçekleri yazması gerektiği düşüncesiyle yazmış oldum satırlar. )))

Hiç yorum yok: